ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

EGEMAKGOC Twitter

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EGEMAKGÖÇ WEB.TV

EN ÇOK OKUNANLAR

MAKEDONSKİ FM

BİR ZAMANLAR VRANOFÇA

Ahmet HAFIZOĞLU'nun Vranofça kitabından...

VRANOFÇA, VRANOFÇA...

Vranofça köyü Üsküp'te saymanlıkta kütükte kayıtlıdır. Vranofça adı, Vranofça-i Balâ, Farsça Yukarı Vranofça Slavca Gorna Vranofça, tahminen Miladi 1770 Hicri 1176 seneleri civarında Batı Makedonya şimdiki Arnavut hududuna yakın bir yerde Debre Veleb Rostua arasında Jurnisa yahut Nanisa köyünden göçeden bir gurup, şimdiki Vranofçalıların ataları önceleri Zelenikovo bir kasaba Üsküp-titovveles (Köprülü) arasında bulunan bir yörede yerleşmişler.
Vardar nehri yakın olduğu için çocuklar boğulur korkusuyla bu yeri terk etmişler, şimdiki Diçepole (Koyunovası) denen bir ovaya yerleşmişler. Sivrisinek çokluğundan 3. göç başlar ve üç aile şimdiki Vranofçaya yerleşirler ve orasını beğenirler. Köy; kuzeyden, güneyden ve batı'dan dağlarla çevrili, otlağı, suyu bol, havası güzel bir yer. Önceleri 35-40 hane yerleşirse de 1900 nufus sayımına göre 300 hane 1900 nufus haline gelmiş büyük bir köy olur.
1921 yılında 450 hane, 2216 nufus 1931 yılında 495 hane, 2470 nufus
1953 sorı nufus sayımı 600 ev, 650 aile, 4320 nufus. Tabi ,Vranofça idari bakımdan nahiyedir.
1953,1954,55,56,57,58,59 ve 1960 yıllarında ardı arkası kesilmeyen göçler....
1945-1953 yılları arasında Vranofçada Dokuz (9) mahalle mevcuttur.
1. mahallede 100 hane, 2. mahallede 87 hane, 3. ve 4. Mahallelerde 65'er hane, 5. Mahallede 63 hane, 6. mahallede 60, 7. Mahallede 67 hane, 8. Mahallede 56, 9. Mahallede ise 82 hane mevcuttur.
Vranofça'nın kuzeyinde iki müslüman Arnavut köyü vardı.
Biri Gorno Yabalçişte (Yukan Elmaköyü) diğeri Dolno Yabalçişte (Aşağı Elmaköyü). 1943 senesinde Bulgar çeteleri (Kontraş) GornoYabalçişteyi basarak köyün ileri gelenlerinden 11 kişiyi alarak bir samanlığa kapatıp diri diri yakarlar. Bu olaydan sonra iki köy Türkiye'ye göç ederek İstanbul'a yerleşirler.
Tabi işgaller, işgaller, katliamlar, zulümler ve Orta Asya'dan beri kanımızda, canımızda cevelan eden Anayurt hasreti, Gurbet sancısı göçleri hazırlar. Ve bugün Avrupada fırtınaların dağdağları acıların, sevinçlerin yundugu bir VRANOFÇA'nın İzmire serpildiğini, büyük bir kısmının ÇİĞLİ'ye yerleştigini kaç kişi biliyor?..
1989 Araştırmamıza göre İzmirdeki durum:
1950 yılından sonraki göçlerle gelen Vranofçalıların 2 hane 6 nufusunun İstanbulda , 26 hane 116 kişinin Kırklarelinde, 37 nufuslu 7 ailenin de Bursa'da olduğu 1990 yılının tesbitidir. '
1991 yılı ÜSKÜP;teki araştırmamızda da Üsküp'e bağlı Koçana (Zornatsa) 'dan gelip Izmir Eşrefpaşa, Gültepe ve Karşıyaka'ya yerleşen birçok aile tesbit edilmiş bulunmaktadır. Fakat yazımızın ağırlığını VRANOFÇA ve Vranofça halkı teşkil edecektir.
VRANOFÇA'DA KALAN GÜNLER

1912'de Sırplar, 1918'de Bulgarlar işgal eder Vranofçâ'yı. 1941'de Sırpların, 1944'de Bulgarların hakimiyeti söz konusudur. 1944'de yeni YUGOSLAVYA kurulurken Vranofça nahiyedir. Yıllarına göre Nahiye Müdürlüğünü yürütenler şunlardır:
1916 Ömer Range : Aynı yıl katliam olur. 1918-1922 Hafız Şabanoski : Molla Veli'nin oğlu 1922-1924 Yusuf Megdioski 1925'te göç etmiştir. : 1924-1926 Demir Güşin: Molla Demir olarak anılırdı 1926-1929 İbrahim Fazlı 1929-1931 İbrahim Çavuş
1931-1934 Musli Çavuş 1934-1938 Ömer Sinan 1938-1941 Hüseyin Musaoski 1941-Bulgar İdaresi
1942 -Milon Lisiçâdan I942-1944 Trayçe Velesten 1944 Makedonya Cumhuriyeti Kurulunca Muslih Hacıalioski, 1945'te Elmas Kasoski bu görevi yürütürler.
1912'de Makedonya Osmanlı devletinden aynlınca Vranofçalılar için güzel günler artık geride kalır. Ve 1915'te de bir katliam olur.

1915 VRANOFÇA KATLİAMI

1915'te Sırplar kaçarken 60 kişilik bir çete gurubu Vranofça'ya gelir. Başlarında Yovan Babunski adında bir cani vardır. Babunski, köy ileri gelenlerinden izin ister, "Köye gireceğiz ve hiç kimsenin kılına dokunmayacağız" derler. Çetecilerden birkaç kişi köy giriş ve çıkışını tutar.
Köyün sipahi ve ağası Molla Veli, Müderris Molla Kerim; azaları toplamışlar. Molla Kerim köy ağasını dışarı çıkarıyor ve cübbesinin altında sakladığı küçük baltayı göstererek "Yovan Babunski'nin başını keseceğim, kalan çeteciler kaçışır" diyor Molla Veli; "Yalvarırım yapma olmaz "diyor. "İyilikle halledelim" diyor. Ve orada oturanları Topila denen bir yere götürmüşler ve öteki çeteciler gelmişler 100 kişi kadar bağlamışlar ve katliama başlamışlar. Köyü de ateşe vermişler. Şehit edilenlerin çoğunun gırtlağı kılıçla kesilmiştir. Akşam üzeri çetecilerden üç kişi Molla Veli'nin evini basarlar. Küçük oğlu Şaban'ı alırlar annesi yalvanr, para dolu çömlek getirerek oğlumu bırakın der. Oğlunu serbest bırakacağız, yanlız ileride biraz soru soracağız dedilerse de Golof Kamen denen yerde bir kayanın arkasında öldürürler. Ertesi gün Türklerin müttefiki Bulgarlar köye girerler ama iş işten geçmiştir. 11 şehit ve yanan evler...
Şehit edilenleren isimlerişöyle 1-Molla Veli: Köy Ağası
2- Molla Kerim: Müderris 3- Muslih Cukle: Aza
4- Fettah Veysiloski: Aza 5- İdris Zaim
6- İdris Zaim'in oğlu 7- Selim Vaper
8- Yaşar İmeroski 9- İslam Şikar: Aza 10- şaban
11-Molla Velinin küçük oğlu

BÜYÜK CAMİİ'İN YAPILIŞI

Köyün iki camiinden biri olan Büyük Cami Aydın ili Menteşeoğlu tarafından bir subaya inşaa ettirilmiştir, subayın ismi bilinmiyor. Kitabede tarih yok ama köyün tarihi ile 1700 yıllarına dayandığı sanılıyor. Saraybosna'daki kayıtlardan camiinin 1827'de tamir gördüğü, tamirde çalışan amelelerden 2 kişinin vefat ettiği ve Şabanoski denen boş bir arsaya defnedildiği kayıtlıdır.
Kitabesi 1340 Rumi yılında, Ali Bin Mustafa (Hacı Ali Kasoski), Hafız Zandoski (Mustafa Nuri), Yusuf Nezir Kitabesi Hafız Mustafa Nuri (Zandoski Hoca) tarafından yazılmış, hala kapının üzerinde durmaktadır.
1944 yılında Vranofça'da Makedonya Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla, parti binası, matbaa, jandarma binası, Başkanlık Binası ve Genelkurmay Başkanlığı için 5 ev boşaltılırken; Büyük Camii'de diğer ismi Merkez Camii, hastane olarak kullanıldı. Üsküp'ün alınmasından sonra Camii boşaltıldı ve eski haline getirilerek ibadete açıldı. Askeri ve sivil erkan Üsküp'e taşındı. Köy hatıra olarak kaldı. Göçten sonra güzelim köy yıkıldı 35 kadar hane ancak ayakta kalabildi. Buı evlerde de Kosova'dan gelen müslümanlar oturmaktadır. Cami halen bakımsızlıktan yıkılma tehlikesi ile karşı karşıyadır.
1995 yılında alınan bir izinle camiinin tamiratı için Mayıs ayına kadar süre tanınır. Tamirat bu süre içinde başlanmazsa yıkımı yapılacağı tebliğ edilir. Bunun üzerine Makedonya İslam birliği Köprülü Müftülüğü harekete geçerek, İzmir ve Almanya'da ikamet eden Vranofçalılardan yardım talebinde bulunarak tamirat işine başlar.

KÜÇÜK CAMİİ
Küçük Cami 1850 yılında tek camiinin ihtiyacı karşılayamaması üzerine köyün ikinci camii olarak ibadete açılmış. Küçük Camiye daha çok dervişler giderlerdi. Özellikle Ramazan ayında terahviden sonra zikir yaparlardı. Caminin yan tarafına yapılan sohbethanede çay ve şerbet içilerek koyu bir dini sohbete dalınınca sahur olduğu ancak davulcu'nun sesiyle anlaşılırdı. 1955'te yaşanan göçten sonra sadece10 yıl ayakta kalabilmiş ve 1965 yılında kısmen 1968 yılında tamamen yıkılarak tarihteki yerini almıştır.
VRANOFÇA'DA GÜZEL GÜNLER

Bu köy Titovelez (Köprülü) 'nün 28-30 km. Batı'sında Yakupisa dağı Makroplanina eteklerinde kurulmuştur. 1953 sayımına göre 450 aile 4100 (dörtbinyüz) nüfusa sahip ve Makedonya'nın en büyük köyü idi. Büyük bir kesimi 1953 - 1963 arasında Türkiye'ye göç etti.
Vranofça'nın havası, manzarası ve suyu fevkalade güzel.... Ormanı bol... Yaz mevsimi başlangıcı Haziran'dan itibaren Köprülü'den aileler gelir; evleri pansiyon olarak birkaç haftalık veya aylık olarak kiralarlardı. Köye tebdili hava için katır ve at sırtında gelen yerli turistler gündüzleri ormanlarda eğlenir, dinlenir, oğlak veya kuzu çevirir, akşamları köye dönerlerdi.
Vranofça'da o yıllar at arabası bile yoktu. Ulaşım. at, katir ve eşekIe yapılırdı. Ormana odun kesmeye giden köylûler bir türlü ayrılrriak istemezlerdi. Temiz hava:, güzel su, kuş, böcek, cıvıltilan, tak tâk balta sesler'ı::.. Nefis. domates ve -çökelek, peynir ve pınar başlarında yeriilen yemekler, uzâktan uzağa yanıklanân çobanın kaval sesleri unutulacak şeyler değildi.... Ne araba, ne motor, ne fabrika gürültüsü, ne hava kirliliği; nede sarhoş narası... Ne de dış dünya. Varolan : Hayvan sesi, kuş, böcek sesi yada hayvan melemesi'nin sesi. Öyleleri vardır ki, o köyde doğdu, orada öldü. Yani fiiç başka gökyüzü, başka diyar görmeden. Vranofça, Vranofça ve Vranofca'da...
İmece ile herkesin yardımına koşulurdu.. Mesela ev yapana kimi taş yükler taşır, kimi ormana giderek kereste hazırlar, kimi yakın bir yere Çaşka denen kiremit taşırdı. Ev yapacak adamda o gün güzel bir yemek hazırlar, çalışanlara ziyafet verirdi:Hastalarla herkes ilgilenirdi. Şifalı otlar, Karı koca ilaçlarıyla geçiştirilirdi. Kansermiş, kalp hastalığıymış, tansiyonmuş kimse bilmezdi...

VRANOFÇA 1916

Bulgarlar Makedonya'yı işgal ederek Türklerle müttefık olmuşlar. Vranofça'da 125 gönüllü delikanlı toplayıp Yemen'e göndermişler. Çoğu yeni evli delikanlılar. Bunların yanlız 25'i geri dönebilmiş. 100 kişinin kimi harpte kimi hastalıktan ölür. Bu Vranofça için adeta bır yıkım olur.
Bir kısım Vranofçalılar da Mavrovo da yol yapımı için görevlendirilmiş. Nice analar gözyaşı dökmüş, taze gelinler dul kalnıış, çocuklar yetim öksüz...
Morovya'ya gidenlerden kaçanlar Goleşnisa (Bey Dağı) dağında tipiye tutulur, donar ölürler. Ağustos ayında cesetleri bulunur ve orada defnedilirler. (Allah Rahmet Eylesin)

YEMEN SAVAŞI

Osmanlı'nın 1914 senesinde Birinci Cihan Harbine girdiği Vranofça'da 100 genç gönüllü olarak stanbula gelir. Oradan Yemene nakledilir. Savaş bittiğinde Vranofça' ya 25 kişi döner.
Araştımamız sonucu Yemen'e gidenlerden öğrendiğimiz isimlerden 15'i şunlar.Şakir Kapuşoski, Miftar Sicimkoski, Ahmet Şuayb Liman, Mustafa Hacıalioğlu, Mustafa Liman'ın babası, Yusuf Kıırtoski, Demir Fetöski, Ahnıet Veyseloski, Yusuf Musaoski, Hüseyin Şakiroski, Elmas Yaşaroski, Osman Musaoski, Mustafa Elezoski, lbrahim Alimoski, İdris Arınoski, Bayram Aloski. Bunlardan Şakir Kapuşoski, Hüseyin Şakiroski, Elmas Yaşaroski, Osman Musaoski, Mustafa Elezoski, İbrahim Alimoski, İdris Arınoski Vranofçaya geri dönmüş Bayram Aloski ise Bayındır'a yerleşmiş ve İstiklal Savaşına da katılmıştır. 1955'te başlayan göçte aileler lzmir'e gelmeye başlayınca Bayram Aloski'da 41 yıl sonra Bayındır'dan İzmir'e gelmiş ve ilk iş olarak Yemen'e giderken konakladıkları şimdiki Kuzey Deniz Saha Komutanlığına gelerek gözyaşlarırıı tutamıyarak hatıralanını tazelemiştir.
Acılar, acılar türküleşmiş, manileşmiş: "Yemen Yemen Kanlı Yemen
Nice genç gitti dönmedi, Toprakları kanlı Yemen Gidenler neden gelmedi, Toprakları Kanlı Yemen"

VRANOFÇA'DA OKULLU YILLAR

1912 senesine kadar Osmanlı dönemi Lise ve Üniversite eğitimi Üsküp'te yapılır. Sırpların Makedonya' yı işgaliyle hemen okul açılır ve mecburi olarak 1915 senesiııe kadar eğitim Sırpça olarak devam etti. 1916 - 1918 yıllarında Bulgarlar gelir. Daha sonra yine Sırp'lar gelir. Bu dönemde öğlene kadar Sırpça-Krilce, öğleden sonra Kur'an kursları gibi bir tedrisat vardır. Sonra Bosna-Hersek çoğunlukla müslüman olduğundan Boşnaklar Kirilce ilmihal çıkardılar. İlkokullar için Vranofça'ya Kirilce ilmihal, latince tarih, latince Kur'an'ı Kerim meali, Boşnakça ile başka dini kitaplar latince gönderilmeye başlandı ve eski Türkçe'yi bilenler azalır. Tedrisat 12 saate indirildi. Sonra camide Kur'an kursları açılır. Orada geçen dini bilgileri öğrenmeye arapça Kur'anı Kerim'i tecvidiyle okunmaya başladılar. Kur'an ı Kerim i okumasını öğrenen en son duasını okur, fesini hocaya fırlatıp Fergop derdi.
Boşnaklar'da Türkçe yazılı, Boşnakça anlamlı kitaplar vardı. Hatta Saraybosna'da İslanm üzerine Anayasa çıkardılar (Uslav İslamske Vyerske Zayednise) "İslam topluluğu anayasası"...Hatta Bosna o dönenıde bir bayrak hakeder. Yeşil zeminde üzerine ayyıldız vardır. Her nıüslüman dini bayramlarda evine ve dükkanına bu bayrağı asardı.
Kral idaresinde Boşnak müslümanlardan mebus ve bakan vardı. Ulaştırnıa Bakanı Fehim Spaho bunlardan biridir. Boşnaklardan okumayazma bilmeyen çok az kişi vardı. Hatta Yüksek lslami bilgileri edinmek için Kahire'de EI Ezher Üniversitesi'ni bitirenler, Diyanet İşleri Başkanlığı'nda vazife alıp İstanbul'da okuyanlar Müftü ve vaiz olurdu. İslam Hukuku'nu bitirenler şeriat hakimi manasına gelen "Şeriatski Sudiye" ünvanını alırdı.
Üsküp'te krallık devrinde iki tane sekiz yıllık Medrese açılır. Bir tanesi Sırp Kralı Aleksandra ismini taşıyordu. Bir tanesi Üsküp'ün kazaskerlerinden Gazi İsabey nanıına 1934'te açıldı ve o medrese de Arapça ve Kuran okutulurdu. Bu medreseye Vranofça'mızdan gidenlerin bazıları şunlardır:
1- Aldi Şinaşer 2- Ömer Hafız
Ve 1941 senesi 2. Cihan Harbi'nde Almanlar, Yugoslavya'yı işgal edince Bulgarları Makedonya' ya getirip yerleştirirler. Bu sefer Bulgarlar okul açtı. 1943'te tekrar okulu kapattılar. Partizan baskınlan oldu. Korkan öğretmenler şehre kaçtı..
1944'te Almanlar çekildi. Yandaşları beraber gittiler. Aynı yılın Sonbaharında köyümüzde yeni Makedonya idaresi daha Almanlar orda iken hükümet kurdu ve Molla Sulajc'ının evi artık Hükümet binası Bırja ve Jandarma binasıdır. Yusuf Kapuş'un evi matbaa olarak kullanılır. Parti merkezi (mahalli idare), Hasan Kondıracı'nın evi askerlik şubesi yapılır.
Büyük Cami civar evlerle beraber Hastaneye çevirilir. Cepheden getirilen yaralı askerleri burada tedavi ediyorlardı.
Müteakip yıllarda Vranofçada büyük bir okul açıldı.Okul İmece usulü ile yapıldı. İlk Tedrisat yeni Türkçe ile başlandı. O zamanın öğretmenleri Abdi Şimşek, İsmail Simşek, Ömer Hafızoğlu ve İbrahim Hafızoğlu (Zandoski) Milli Eğitime şikayet konusu oldu. Tahkikat'tan 4 ay sonra Makedonca, Kirilce, alfabe ile tedrisat başladı ve devam etti.
Vranofça halkı Türkiyeye göç edince okul harabeye döner, Köprülü ilçesinden gelen bir heyet okulun durumunu inceler ve otele dönüştürülmesine karar verir. Zemin kat mutfak ve lokanta, 2. ve 3. katlar otel odaları olarak kullanılır. şu anda aynı amaçla kullanılmakta olan okul, civar il, ilçe ve köylerden gelen insanlar otelde kalıp bir hafta boyunca ormanı gezerek temiz hava alırlar. Vranofçalılar Almanya'ya gidip gelişlerinde bu otelde birkaç günlüğüne misafır olur ve mazide kalan güzel günleri yad ederler.

ÖĞRETMENLER

Vranofça'da son dönemlerde öğretmenlik yapan son dönem Vranofçalı öğretmenlerin isimleri şöyle:
1 - Hafız Mustafa (Efendi geçer.)
2 - Ömer Hafızoğlu (Okulun Müdürü) 3 - Abdi Şimşek (Öğretmen)
4 İsmail Şimşek - " 5-İbrahim Hafızoğlu " 6 - Hakkı Piştol "
Çoğu hanım 18 kişilik öğretmenlerden ,12 si Köprülü ilçesinden idi.

Başlıksız Belge

VRANOFÇA'NIN İLERİ GELENLERİ

Vranofça'nın ileri gelenlerini 19.yy'da yaşayanlarla ilgili tam bilgi edinemediğimiz için, ancak 19 asırda doğupta 1900'lü yıllardan günümüze yaşayanları bu sütunda yazabiliyoruz. Bunlardan bazıları şu isimlerden oluşmaktaydı.
MOLLA KERİM : 1912 senesine kadar Üsküp'te üniversitede öğretim üyesi idi. 1912 Osmanlı Makedonya'dan ayrıldıktan sonra Molla Kerim beraberinde 130 kitapla köye döner ve kendi gayretleriyle kütüphane kurar. Ve Kuran Kursu açar. 1915'teki katliamda (Topilada) şehit oldu. Ne mutlu Vranofça köyünde böyle değerli bir insan yetiştirmiş.
HACI İBRAHİM : Hafız Mustafa' nın babası idi. Büyük Camii'nin imamı idi. Sonradan bu büyük vazifesini oğluna devretti.
1926 senesinde Hacca gitmek üzere iken aniden vefat etti. Bedel olarak Hacı Yunus gitti ve Hacı İbrahim hacı oldu.
YUSUF ÇAVUŞ (Selimoski): Köprülü kazasında Kaymakamlık yaptı. l944- 1946 okuma-yazması az ama zeki bir insandı. HACI ALİ KASOSKİ : Ümmi, fakat zeki bir insandı. Güzel nasihatlar verir, yardımlarda bulunur, soruları çözerdi. Köyde kimin müşkilatı varsa ona başvururdu. Uzlaştırıcı bir insandı. Herkese akıl verirdi, akıl almayana para verirdi. 1943'te vefat etti.
HAFIZ MUSTAFA EFENDİ: 50 yıl Büyük Camii'de imamlık yaptı. Vaazlar verdi. Doğum, ölüm, evlenme işlerine bakan bir nüfus memuruydu aynı zamanda, resmi ve dini nikah yapma yetkisi kendisine verilmişti. Bilhassa gençlere din ve iman adına çok şeyler verdi.
1958 yılında Türkiye'ye göç eden Hafız Mustafa Karşıyaka ilçesi Şemikler Camii'nde Vaaz-û nasinatlar veriyordu. 1961 yılında dar-ı beka'ya irtihal etti. Mekanı Cennet, ruhu şad olsun.
MOLLA SÜLEYMANCEMOSKİ (ŞİMŞEK): Köyün ileri gelenlerinden ve Melamilerin mürşidiydi. Aynı zamanda köprülüde tüccarlık yapardı.
1928-1936 yılları arasında ekonomik krizden dolayı Vranofçalı'lar vergileri ödeyemez oldular. Köylünün bütün mal varlığı müsadere edilir. Molla Süleyman Efendi bunu duyar duymaz atına biner altı saatlik yolu üç satte alarak doğrudan doğruya nahiye müdürünün binasına yürür. Bir de ne görsün. Köylülerin kilim, yorgan, bohça, bakraç ne varsa hepsini tahsildar toplamış. Verginin yekün miktannı öğrenen Molla Süleyman hepsini öder.
Tekkesinde aşure ayında kazanlar kaynatılır halka aşure dağıtılırdı. ELMAS DEDE RUSTEMOSKİ: Köprülü'de Vardar Nehri üzerinde değirmen çalıştıran Elmas Dede, sonradan Melamilerin Mürşid-i Kamili olur. 8 çocukluydu. Sözleri çok etkileyiciydi. Çok iyi bir insan, kamil bir müslümandı. En öfkeli anında söylediği en fena söz:
"Hay Allah iyiliğini versin" köyde vefat etti.
MOLLA ABBAS: Hacı Ali'nin oğlu, Şemiklerde tüccarlık yaptı. Son zamanlarda işi çocuklara devrederek kenara çekildi ve hacca gitti. Hayırsever, iyiliksever; kavga, kin nedir bilmez bir insan. Çocuklarına iyi bir terbiye verdi. Ve çocuklan halen ticaretle uğraşır. Kendisi Nergis'de vefat etti.
SÜLEYMAN LATİF : 1887 yılında doğdu. Tahsilini Molla Kerim' in yanında yaptı. Yüksek okulu bitirdikten sonra tasavvufa yöneldi. Tasavvuf hocası Köprülülü Hacı Veli efendi idi. Okuduğunu bir defada hızederdi. 1935 yılında Efendi olan Süleyman Latif'in Vranofçanın yanısıra civar köylerden Mahmutçu, Pomarina, Koçular, Konçe, Seçe, Pufçe, Kavadar, Disan, Tremnik, Vesuiça, Veşir Köylerinden 200 civarında müridi vardı. 1963'te Çiğli'de vefat etti.
ERENLERDEN SAYILAN BÜYÜKLER: Ramazan Dede, Hacı Hikmet ve Rüfai Şeyhi Hacı Yunus...
DİĞER BÜYÜKLER: Fetteh Osmanoski, Yusuf Çavuş, Muslih Çavuş, Zeynil Sinan, Ömer Sinan, İbrahim Fazlo, Mehmet Ayaz, Hüseyin Şakiroski, İsmail Zando, Şerifağa Sicimoski, Elmas Kaso, Süleyman Bekiroski ve Yusuf Pehlivan...

VRANOFÇA'DA DERVİŞLİK VE VRANOFÇA GECELERİ

230 sene Balkanlardan esen fırtınalardan belki enaz etkilenen Vranofça olmuş. 1915 katliamından da Vranofça'da hemen hemen üzücü ve kayda değer hadise olmamış. 200 senede Vranofça' da hiçbir suç işlenmemiştir.
Türk kökenli, Müslüman Vranofça, mânevi değerlere bağlılığıyla, mahrumiyetlere rağmen mutlu dönemler yaşamıştır. Osmanlı hakimiyetini, mânevi dinamiklerin himmetini hep hissetmiştir.
1880 senesinden itibaren köyde dervişlik yerleşmiş, 60 yıl evvel yaşayan Hikmet Dede'nin efsaneleri, kerametleri halen anlatılmaktadır. Parmak ısırtmak suretiyle çocuk ve gençlerin huy ve mizaçlarını açıklayabilen Hikmet Dede'nin bindirilmediği trenin yürümediği söylenir.
Vranofça'ya dervişliği Üsküp'ten Molla Veli adındaki köy ağası getirir. Aynca köyde ileri gelenlerinden Müderris Molla Kerim ve Molla Veli arasında münazara bitmezmiş. Seneler geçince Molla Ömer ihtiyarladı ve halifeliğe namzet iki kişi vardı. Elmas Dede Rüstemoski ve Süleyman Zununoski, diğer namıyla Molla Süleyman..
Süleyman Efendi Arapça, Farsça ve başka diller bilmesine, dini konulara vakıf olmasına rağmen, nasıl olduysa Elmas Dede efendi oldu. Elmas Dede zamanında dervişler, kendi dışındaki insanlarada uyum içerisinde yaşamış, onlarla birlikte Küçük cami yanına büyük bir salon açmışlar. Camii yanında yapılan bir binada herkes toplanır, bunları dinler, sorular sorar, bilgilenirlermiş. Uzun kış gecelerinde dervişler ilahiler okur, dini sohbetler yaparlarmış. Şarkı okunduğu da olurmuş. Ramazan'da pazarı pazartesiye bağlayan gece ve Perşembeyi Cuma' ya bağlayan gece olmak üzere haftada iki defa camide zikir yaparlardı. Bu zikirlerde bayılanlar olurdu. Zikir bittikten sonra salona geçilir burada çay ve kahve yapılır, sohbetler sahura kadar devam ederdi. Prizren ve Köprülü'den Ramazan'a mahsus hocalar gelir, bir akşam Büyük Camii'de ertesi akşam dervişlerin toplandığı camide olmak üzere dönüşümlü teravih namazı kıldırırlardı. O akşam Ramazan hocası için ayrılan odada toplanan cemaat sahura kadar süren dini sohbetlere doyamazdı. Dervişler bayram namazından sonra toplu halde cami imamının evine gider bayramlaşırlardı. Dervişler, bayramlaşmak için gittikleri ilk yer olan Efendi Baba'nın evinde (Mürşit-i Kamil)'in elini öperlerdi. Efendi Baba bayram boyunca evden ayrılmaz. Gelen ziyaretçileri beklerdi.

HANIM DERVİŞLER

Hanım dervişlerin de ayRI bir tekke'leri vardı. Hanımlar Cuma günü tekke'ye gider, öğle namazı kılar ve ilahiler okurlardı.
Evlerden toplanan hanım dervişlere ev sahibi tarafından patates ve çökelek ikram edildiği kaydedilir.
Bazı evlerde ocak odanın ortasında olurdu. Ocakta odunlar yakılır, odunların ışığında oturulurdu Dini sohbetler dinlemede uzun kış gecelerinin bir parçası idi hanım dervişlerin Tıpkı Anadolu'daki gibi..

1928-1938 VRANOFÇA'DA FİATLAR

1928-1938 senelerinde fiatlar sabit idi. Hatta gerileme vardı. Borçlular borçlarını ödeyemez oldular. Bir memurun maaşı 1000 ilâ 2500 Dinar arası idi. Bir fikir vermesi ve tarihi değer taşıması itibarıyle fiat listesini aşağıya çıkaryoruz:
Günlük Yevmiye 6-10 Dinardır.


1 M.Basma 4 Dinar
1 Kg. Pirinç 8 Dinar
1 Kg. Ceviz 8 Dinar
1 Testi 3 Dinar
100 Gr. Çukulata 2 Dinar
1 Kg. Tuz 2 Dinar
1 Kg. Sabun 12 Dinar
1 Kg. Un 2 Dinar
1Kg. Buğday 1 Dinar
I Kg. Fasulye 8 Dinar
1 Bardakçe 1 Dinar
1 Paket Sigara 4 Dinar
Aslında o yıllarda dünyada bir kriz vardı. Büyük şirketlerin hepsi
batmıştı. Ve o yıllar köylüyü de çok etkilemişti.

İKLİMİ

Vranofça'nın ikilmi Akdeniz iklimi, kışlar ılımlı yazlar en yüksek 28-30 derece. Vranofça köyü üç tarafından yani kuzey güney ve Batı'dan dağlarla çevrili kuzey rüzgarlardan korunmuş olurdu. Bol su vardı. Ufak bahçeler (Graşişte) denen parçalar sebze olarak; fasulye, patates, soğan, sarmısak, pazı, lahana, pırasa, domat, biber, salatalık, ıspanak, kabak, Meyvelerden ise; Dağ çileği, armut, elma, nar ,ceviz, kestane, ayva, üzüm. En fazla yetişen meyve kestane olup üzümün bolluğundan pekmez yapılırdı.

Başlıksız Belge

VRANOFÇA EVLERİ

Vranofça' da evler umumiyetle iki katlı ve güneşe karşı yapılırdı. Her evin birinci katında 1 oda, 1 kiler; 2. katta yatak odası ve mutfak... Kenarda ateşi eksilmeyen bir ocak . Ocak ortasında bir zincir, zincire takılı halka, halkaya asılı bakraç dururdu hep...
Ekmekler ocakta, tepsi şeklinde topraktan yapılmış bir kapta pişirilirdi. Ateşte ısınan toprak tepsi yere konur, içine 3-4 kiloluk hamur serilir, saç da ateşe konur ısıtılır ve ekmek üzerine konur, üstüne de ateşten kor konur. Etrafı kül ile sarılır, bir saat sonra çıkarılır. ekmekler buğday veya mısır unundan yapılırdı. Ekmeğin yanına çömlekte pişen kuru fasulye ve birkaç tane acı biber konurdu. Ekmekler odanın bir köşesinde duran Kromik denen ayaklı bir sandıkta muhafaza edilirdi. Yine Kokçef diye adlandırılan ikinci bir sandıkta kavurma türü yiyecekler bulunurdu. Evlerde salon yok, hol bulunurdu. Kanepe holde olurdu.
Tahta kaşıklar kullanılırdı. Çanak, çömlek ve ağaçtan oyma kaplar kullanılırdı. Bulaşıklar kül ve sabunla yıkanırdı.
Evlerde yufka ekmeklerde yapılırdı. Ayrıca un, yumurta süt karışımı Valangi denen bir karışım karışım ayran kıvamında kızgın taş üzerine yayılır, oklava ile bir ucundan bir ucuna yaydırılır ve ocakta taşta pişirilirdi. (Bu börek çok meşakkatli olduğu için hali hazırda sadece Ramazan ve Kurban Bayramında yapılmaktadır.) Ayrıca tepsi yağlanır, tek tek yufkalar katlanır, her yufka yaprağı yağlanır ve pişirilir servis yapılmadan önce bıçakla kare şeklinde kesilir, sofraya konurdu. Ortasında da kesilerek bir tas ayran veya hoşaf bırakılırdı.
Yatak odalarında Çavdar sapından yapılan hasırlar üzerinde minder bulunurdu. Samanlı yastıklar da kullanılırdı. Yataklar serilirdi. Gömme dolap ve ayna da yatak odalarının önemli bir özelliği. Karyola yoktur. 2. Dünya Harbi nden sonra ağaçtan karyolalar kullanılmaya başlanır. Esas karyola son zamanlarda kullanılmaya başlanır.
Odun, Çıra, Kandil, Gaz lambası ve 1944 yılından sonra elektrik aydınlanma aracı olur.
Hıdırellez zamanı bütün kışlık örtüleri, çarşafları, kışlık elbiseler yıkanır ve kurutulur, katlanır, çamaşır yıkama yeri golema rekona (büyükdere) mevkii idi. Orada ocak yapılır, Araniya denen büyük kazan ateşe konur, su doldurulurdu.
Çamaşırlar bir tenekeye doldurulur, hanımlar çamaşır yıkanacak mahalle gider, bırakır; odun alınır, bir kez içine sarılır oda başına kor, taşır, Sonra örtü ve çamaşırlar yıkamaya başlar. Bu işlemler iki haftada bir olurdu. Ancak örtüler senede bir yıkanırdı. Çamaşırlar yıkandıktan sonra eve taşıma ameliyesi başlardı. Ve bu işler gayet zahmetli olurdu. Hayatta olanlar gayet iyi bilirler.
Yukarı mahalle de Gornotırlo denen bir dere de çamaşırlarını yıkardı. Hıdırellez zamanı evlerin umumi temizlik ve badana zamanı olurdu. Kireç yerine kırmızı toprak sulandırılarak badana yapılırdı.

SEMTLER

Vranofça Köyünün Semtleri 55 tane idi. Bunlardan 19 tanesi güney'de, 19 tanesi Kuzey, geriye kalan 17 tanesi Batı tarafındaydı. Doğu tarafı yüksek dağlar olduğu için yerleşim yeri yoktu.
Semtlerin isimleri ise şöyleydi.

Dolsnoy
Buleva trioresi
Kasovo
Deskovo
Guşinovo çeşme
Çuka plavnik
Ozmarevo
Demiroski kamen
Osoy
Uleka Tumba
Gradişke
Musovo
Gardevisa
Çırveno karpa
Adarosko
Gorni dalni Pizvor
Sokoliso
Stara koriyo
Mlada koriyo
KUZEY TARAFI ( Köyün sol tarafı)
Rupye
Çırni kameyna
Blace gonotırloDrenoska reka
Suruci ova belaçeşma
Lastovisa
Markovikuli spainski
Guzuna
Stari lozya
Megdioska çeşma
Suvari – Petoşka voda
Garvan
Karasiosko
Küalegubski grobişta
Çarna ploça
Posran kamen
Lukovo pole
Sari buki
Preslop ograge

Yabalçişte Köyü Arnavut kökenli (Müslümanlar yaşamaktadır. Bu köyde 1943'te Bulgar Kontraşları 11 kişiyi bir samanlıkta hapsetmişler ve samanlığı ateşlemişler 11 kişi diri diri yanmış. Halen bu insanlar İstanbul Gaziosmanpaşada ikamet ederler takriben 200 hanedir. 1955-61 göç etmişler.

KAYNAK ( İZVOR)
Vranofça köyü unutulmaz bir anı İzvor dedikleri (golemizvor) Büyük dere (Golema reka ) kıyısında bulunur. İki kurnalı yaz kış akan bir kaynak geniş bir alan vardı. Etrafta ve yanında söğüt ağcı gölgesi vardı. Resimde görüldüğü gibi genç kızlar ve genç hanımlar su doldurmaya gelirlerdi. Burası ayrıca hanımların dertleşme yeri idi. Alanı geniş sohbet yeri idi. Kimin ruhunda ne varsa arkadaşına söyler, dertleşir, başka buluşacak yeri olmazdı. Su doldurma bahanesiyle genç kızlar annelerinden izin alır ve eline iki testi alarak doğru kaynağa giderlerdi, kaynağa gelince testileri doldurur , arkadaşlarıyla sohbete dalarlardı. 1-2 saat sonra testileri yeniden doldurarak evlerine taze soğuk su götürürlerdi.
Kim hangi arkadaşı ile buluşacaksa o gün tesbit edilir ve burada buluşurlardı. Bu yaz boyunca sürer giderdi. Genç kız, kadın ve ihtiyarların bu buluşmalarında hiçbir genç o civara uğramazdı ve kimseyi rahatsız etmezlerdi. Bu hatırayı hayatta olan hanımlar hatırlar ve o günleri zihinde kalmış güzel hayaller olarak daima anacaklardır.
Kaynağın hemen yanından büyük dere geçerdi. Çamaşır yıkamaya gelen hanımların ne konuştukları deredeki suyun ve kaynaktaki kurnaların akışından anlaşılmazdı. Bu dereye çamaşır yıkamaya biri gelir biri gider hiçbir zaman boşalmazdı.
1987 yılındaki Vranofça ziyaretimizde su kaynağının resmini çekmeğe gittiğimizde gözlerimiz dolu dolu oldu gördüğümüz manzara karşısında donup kalmıştık. Çünkü kaynağın kurnaları akmıyor. İçi ve etrafı otlara gömülmüştü, hayatta olanlar kaynağın şimdiki halini görseler hayretle ba-karlardı. Kaynak küsmüş : nerden beni terkettiler, bir daha görmemek için bende küstüm diyor ve "iki kurnanın suyunu kestim, senelerce soğuk ve tatlı su, bütün imkanları kullandım. Yaz kış suyunuzu verdim. Bu insanlar beni terkettiler, ben de onları terkettim. Demek bu kadar saygı varmış bana karşı. Yazık oldu. Allaha ısmarladık. "Kaynak (İzvor)
Köyde birkaç çeşme vardı. Kasoska çeşme, Köseka çeşme, Çeşme Fetoska, Camiyorska çeşme. Ama bu çeşmelerin fazla yeri yoktu. Konuşmak için suyu alır gider, öbürü gelirdi. Çoğu öbür mahallelerden bir şey duyup aktarmak için soğuk su doldurmaya gelirdi.
Etrafta ağaçlarda dallarda ötüşen kuşların sesi güzeldir
Ama gönül yaylasını saran insan sesi daha güzeldir.
PLAVNİK
Köyden 2 Km. doğuda (Golema Reka) Büyük dere ortasında kayalıklar arasında bir göl vardı. Vranofça gençleri için yegane yüzme gölü idi. Herkes göle girer yüzer ve kayalarda güneşlenir. Yaz boyunca bu göl boş kalmaz. Resimde gördüğünüz gibi etrafta sebze bahçeleriyle çevrilidir ve gölden bahçeler sulanırdı.
...VE GÖÇ BAŞLIYOR
3 Sene gibi kısa bir dönemde pirinç ekiminden elde edilen gelirle para biriktiren köylüler Türkiye'ye göç için hazırlığa başlarlar. Köy'de Nüfus kütüğüne yazılmalar başlanmış ve köy halkı kütüğe kendilerini kökeni Türk Dini İslam olarak yazdırırlar. Kütüğe sadece Müslüman yazdıranlarda vardır. Menderes hükümeti'nin yaptığı göç anlaşması yürürlüğe girince köylüler kafileler halinde Köprülü ilçesine giderek kendilerini Yugoslavya vatandaşlığından çıkararak Türk vatandaşı olmak istedikleri dilekçeleri Mülki Amirliklere vererek gazetelerde de ilan ederler. Eşyalar l hafta önceden trenle İstanbul'a gönderilmiştir.
Ve 4 Nisan 1955. İlk kafile hazırlıklarını tamamlamış sabah saat 08.00 de İdris Meydi, Hüseyin Varol ve 3 aile, toplam 5 aile yola çıkarlar. Hava öyle yağmurlu ki 10 metre öteye gidemezsin. Fakat karar verilmiştir. Bütün köy halkı 5 aileyi yolcu etmek için toplanmıştır, l saatlik yaya yolculuktan sonra vedalaşma anı gelir. Vedalaşma faslından sonra 5 aile o yağmur altında tam dört saatlik yaya yolculuktan sonra saat 13.00 civarında Köprülü'ye varır. Geçmek nedir bilmeyen 3 saatlik bir bekleyişten sonra tren gelir ve Türkiye'ye yolculuk başlar. Selanik'e varıldığında aktarma için 3 saat daha sabırsız bir bekleyiş başlar. Akşam olduğunda aktarma olur ve Türkiye'ye yolculuk devam eder. Vakit sabahı gösterirken uzaklardan Selimiye görününce kafile gözyaşlarını tutamaz. Türkiye'ye varıldığında bayrak ve toprak öpülür. Gümrükteki işlemler bittikten sonra kafile İstanbul'a yol alır. Oradan vapurla Yalova, ardından Bursa. Bursa'da birkaç günlük misafirlikten sonra iki aile Bursa'da kalır. İdris Meydi ve diğer aileler İzmir'e varırlar. İzmir'e ve mesken olarak Çiğli'yi seçerler. Ardından bütün Vranofça'lılar her hafta sırayla kafilelerle Türkiye'ye gelirler. Bu göç 1 sene sürer ve 1956 yılının ilk baharında göç tamamlanır. Bu süre zarfında gelen aileler Nergiz, Demirköprü, Şemikler, Maltepe, Tuzlayolu ve Yenimahalle'ye yerleşirler. Geriye çok az sayıda aile kalır Vranofça'da. Onlarda 1965 yılına kadar Türkiye'ye gelirler. Böylelikle 200 senelik Vranofça mazide kalır.

NASUHUN MAĞARASI

(Nasuh Mağrası) Nasufova Peştera denen Mağara
Nasuf adında Vranofçalı bir vatandaş askerde iken kaçmış ve köy yakınlarında bir mağaraya sığınmış ve evden çamaşır ve yiyecek temin etmeleri için yakınlarına haber salmış. Kaçış sebebi : Hep azınlıkları takibe gitmekmiş ve bıkmış.
Debreli Hasanla bulunmuş ve arkadaşlık kurmuş. Daha sonra iftiraya uğramışlar ve hapse atılmış. Drama köprüsüne yakın bir hapisanede konulmuş ve Nasuf 'un orada öldüğü söylenir. Bir başka rivayete göre Köprülü kazasında bir köyde misafir kalmış, köyün ahalisi Hristiyan imiş. Ne kadar ahbaplık kurmuş isede, ziyafette yemeklere zehir atmışlar, ve zehirlenerek vefat etmiş.
Bu nedenle (Nasuf) Türküleri meşhurdur.

GELİN KAYA ÖYKÜSÜ

Nurçe adında bir delikanlı Vranofça'da çobanlık yapmak üzere bir ağanın yanında iş bulur. İlerleyen yıllarda ağanın kızı Nurçe'ye aşık olur. Nurçe'de sezmiş kızın gönül verdiğini. Bir gün ağadan kızını ister. Ağa ise " Biricik kızım çobanla evlenemez " der ve teklifi reddeder. İşe devam eder Nurçe . Bir gün kızla kaçarlar ve yakın köye iki kilometre kala bir kaya vardır. Ve küçük bir mağara. Buraya yerleşirler. Erzakı Nurçe gizlice temin eder. Ağa adamlarıyla kızını aramaya başlar fakat bulamaz. Birgün gelin kız korku içinde rüyalar görmeye başlar, bu korku ile bir gün kaya kenarında Nurçe'yi beklerken kayar ayağı ve aşağı düşerek parçalanır. Bu sırada Nurçe köyden yiyecek temin etmiş ve geri dönmektedir. Geldiğinde gördüğü manzara karşısında ürperir, köye inip babasına haber verir. Yakınları olay yerine gelirler. Gelini alıp defnederler. Nurçe karısının acısını içine atar. Bir müddet sonra yakınlarının ısrarıyla başka bir kızla evlenir ve patronunun yanında işe devam eder. Ağa bütün mal varlıklarını ona devreder. Nurçe patron olur. Nurçe sülalesi çoğalır ve bugünkü Nurçeski sülalesi buradan gelir. Onun için gelin kaya demişler bu kayaya.

GÖÇLER

1918'de yeni Yugoslavya kurulur, Sırp, Hırvat, Sloven- sonra Yugoslavya Krallığı (Krolevina Yugoslav)... İlk yıllarda Türklere karşı pek düşmanlık görülmese de bilahare Makedonya'da yapılan toprak reformunda Türklerin ellerindeki topraklan, çiftlikleri alınarak Hıristiyan köylere dağıtılır. Türkler çaresiz kalınca göç başlar. 1921, 1925, 1929, 1931 ve 1938 yıllarında Vra-nofça parça parça Türkiye'ye göç ediyordu. Yani Hicret ediyordu. Üsküp'ten bir parça, çınarımızın Avrupa'ya uzanan saçaklarının birinden fışkıran Vra-nofçalı'lar Allah-u Ekber sedalarını semalann derinliklerinde bırakarak İzmir Karşıyaka'ya, Çiğli'ye yerleşiyorlardı. Ancak 2. Dünya Savaşı göçü durdurdu.
1950'den sona ikinci göç hadisesi yaşanır. Vesikalı (Garanti belgesi) gelen herkes Türk Konsolosluğuna giderek muamelesini yapmaya başlar. İnsan başına 12.000 Yugoslav Dinar'ı veren 2-3 hafta içerisinde göç edebilirdi,
İzmir-Karşıyaka havalisine yerleşen Vranofça’lı erkekler inşaat işlerinde, kadınlar tütün işletmelerinde çalışmaya başlar. İzmir limanında ve havaalanı yapımında görevlendirilen Vranofça’lılar zamanla ev, mülk sahibi olur, durumu düzeltir. Zamanla kimi ticaretle, kimi zanaatla uğraşır.
Türkiye'ye göçleri hızlandıran sebeplerin başında 1936 senesinde İzmir-Karşıyaka'da yerleşen Yusuf Uzunbayır adında bir şahıs Vranofça'ya iki kez turist olarak ziyarete gelir. Gençlerle diyalog kurar. Zamanla gençlerde yaşlılara baskı yaparlar. İkinci sebep, toprak reformu bahanesi...
Vranofça'da 1942'de bir bayram günü Bulgarlar baskın yapar. İmam Hafız Mustafa Efendi Camii'de vaaz vermektedir. Cemaate; "-Herkes beni dinlesin. Karşı koymayın, herkes evine gitsin ailesiyle bayramlaşsın" der.
Bulgarlar geniş bir arama yaparlarsa da hiçbir silah bulunmaz. Ne tabanca, ne tüfek... Zaten daha Önceden bütün silahlar toplanmıştı. O güzel bayram sabahını zehir eden Bulgar askerleri akşama doğru çeker giderler. Çeker giderler ama zalim Bulgarlar iki yıl sonra, yani 1944'te bir gece İbrahim Fazlove oğlu Necip Bey evinde uyurken baskın yaparlar. Baba oğul bağlayarak

VEDA EDERKEN

Uzun yıllar sonra, özlem kokan uzun yollar teperek 1987 yılında Vranofça'ya vardığımızda büyük bir sessizlikle karşılaştık. Ne horoz ötmesi ne kedi miyavlaması, ne köpek havlaması, ne at kişnemesi, ne kuzu melemesi ve nede kuş cıvıltısı... Sessizlik, sessizlik...
Köyün karşı yamacında bir kayanın başına çıkarak oturduk. Belki saatlerce köyü seyrettik. Hey gidi günler hey!. Bir zamanlar bu köyde 5000 civarında insan vardı. Ve daha önemlisi bir bereket, bir canlılık, güzel bir haya! vardı. Şimdilerde 32 hane ve 160 civarında insan yaşıyor.
içimi bir hüzün kapladı, ağlamamak için kendimi zorladım, ama yanaklarıma kadar süzülen gözyaşlarımın akmasını engelleyemedim hey gidi Vranofça hey. Fakir ama mutlu insanların 200 sene yaşadığı bu bereketli topraklarda at kişnemeleri, kuzu melemeleri ve çocukların sorumsuzca koşuşturmaları, bayram sabahlan dağlarında yankılanan tekbir sesleri duyulmuyor. Vranofça'da terk edilmişliğin, yanlışlığın hüznü var. Ertesi gün köyden ayrılırken, son kez dönüp baktığımda gözlerimin nemindenmidir bilinmez hayalle gerçek arası sisli görüntüler içinde sanki Ruhaniler bana el sallıyorlardı.

Bu sayfa 11131 defa görüntülenmiştir.

KARŞIYAKA BELEDİYESİ

ANKET

Dernek Faaliyetlerimizin Hangi Yönde Gelişmesini İstersiniz?





Tüm Anketler


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu